Hoş Geldiniz, Hile Kazanı | Kullanıcı : Kayıt | Giriş
Blogger tarafından desteklenmektedir.
İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Witcher 3: Wild Hunt - Hearts of Stone - İnceleme

8 Kasım 2015 Pazar

Peri masalları başlarda o kadar da masum değildi...


Uzun zaman sonra The Sims harici bir oyunun yanında "Expansion" ibaresini görmek beni gerçekten sevindirdi. DLC'nin iyisi kötüsü vardır, kabul ama Ek Paket gördüğüme inanılmaz sevinmiş durumdayım. En azından elimdeki içeriğin öyle hemen tüketilemeyeceğinin gayet farkındayım. 

The Witcher 3 büyük bir oyun. Belki de 2015'in en büyük oyunu. Sessiz sedasız başlayan bir maceranın bugün milyonlarca oyuncu tarafından takdir görmesinin öyküsü. Hikayenin başrolündeyse elbette sinemalarına hasta olduğumun Polonya'sından harika bir ekip var: CD Projekt Red. Bu adamların sanata olan bakış açılarını gerçekten seviyorum. Bunun en güzel örneklerinden biriydi The Witcher 3'ün tarzı. Kendi has müzikleri, insanın yüreğini ısıtan dünyası ve temel aldığı kitaplara kattığı inanılmaz yorum başarısı. The Witcher 3 sadece bir devam oyunu değil, aynı zamanda oyun dünyasının geldiği son noktalardan biriydi.


Firmanın DLC politikasının aksine Ek Paket'ler ücretli olarak edinilebiliyor. Burada işin para ödeme kısmı için söyleyebileceğim tek şey: Her bir kuruşunuza değecek. Çünkü Hearts of Stone sadece bir ek paket olmasına rağmen, piyasadaki birçok oyundan daha doyurucu bir içerik sağlıyor. Artık sır değil, CD Projekt'in açıklamasına göre Hearts of Stone'nun ana hikayesi yaklaşık 10 saat sürüyor. Zorluk derecesi ve oynayış şeklinize göre gayet değişebilecek bir durum. 
Eh bu oyun süresi bile gayet yeterliyken, üstüne bir de kontratları, yan görevleri, ölümüne eğlenceli Gwent maçlarını ekleyin. Kısa bir süre sonra kendinizi aslında bir devam oyunun içinde bulacağınıza eminim.

Nasıl desem? Hearts of Stone bir peri masalı. Biraz çarpıtılmış, biraz amacından çıkmış ama içindeki çocuksu duyguları öldürememiş bir peri masalı. Eh Geralt'ı -bir nevi- peri anne yerine koyarsanız nasıl bir şey olmasını bekliyordunuz?


Orijinal oyunda belli görevlerde masal esintileri görmüş olsak da bu sefer kendilerini bağlayan senaryo sınırları olmadığı için CD Projekt kendini bu hikayelere fena kaptırmış. Bunu görmemek için ya kör olmanız, ya oyunu -anlayarak- oynamamış olmanız ya da ömrünüz boyunca hiç masal dinlememiş olmanız gerekiyor. Elbette Geralt'ın ana hikayesi üçüncü oyunla beraber kesin olarak sona erdiği için yapımcıların böylesine güzel bir yan hikaye getirmelerine çok sevindim. 

Hearts of Stone hikayesini anlatmak için bizi öyle çok uzaklara götürmüyor. Eğer ek paketle birlikte yeni bir bölgenin açılmasını umduysanız sizi biraz hayal kırıklığı bekliyor. Eklenti Novigrad'ın kuzeyine birçok yeni bölge eklemesine rağmen yeni harita açmıyor. Gerçi No Man's Land'le birlikte Novigrad'ın ne kadar büyük olduğunu düşünürsek hikayeyi aynı topraklarda devam ettirmeleri de son derece mantıklı. 

Olgierd von Everec. Bu isim hikayemiz ve hikayemizin devamı için ana unsur. Kendisinin 3 dileği var ve Geralt bu üç dileği yerine getirmek için işe koyuluyor. Master Mirror'dan tutun da sevimli(!) kurbağamıza kadar ek paketin çok çok önemli bir kısmı masallarla eş düzlemde ilerliyor. Zaten masallardan hayli bahsettiğim için işin detaylarına giremiyorum ama Hearts of Stone size harika göndermeler, eşsiz diyaloglar ve anlatımla süslü bir ana hikaye sekansı sunuyor. Mirror'un kim olduğuysa ayrı bir konu. Hatta The Witcher 3'ün daha başında Hearts of Stone'un haberi verilmiş de biz görememişiz. CD Projekt olay örgüsünü öyle güzel kurmuş ki oynadığınız hikayenin ana senaryoyla bir bağı olmadığını bildiğiniz halde bir şekilde Hearts of Stone'u bütünün içinden ayıramıyorsunuz.


Oynanıştan bahsetmek gerekirse... Bildiğiniz The Witcher 3 işte, neyinden bahsedeyim. Şaka bir yana üçüncü oyunla birlikte doyurucu hale gelen dövüş sistemi doğal olarak aynen korunuyor.  Peki, Hearts of Stone oynanış söz konusu olduğunda hiçbir şeyi mi değiştirmiyor? Uzaktan bakınca "evet" olan bu sorunun cevabı yine oyunu oynayan birisi için farklı olacaktır. Ana oyunun aksine Hearts of Stone biraz daha zorlayıcı olmuş. İkinci oyunun zorluk seviyesini mumla arayan benim gibi oyuncular yeni boss dövüşlerinden hayli mutlu olacaktır.

Ben ana oyunu çok sevmiş hayli yüksek puan vermiş olmama rağmen zorluk seviyesini "kişisel olarak" eleştirmiştim. Özellikle yeni iksir sisteminin birinci ve ikinci oyuna nazaran inanılmaz basit ve yüzeysel kaçması, dövüşlerin iki-üç mekaniği doğru kavradıktan sonra zorlu değil sadece zaman alıcı olmasını eleştirmiştim. Yeni boss dövüşleri bir anlamda CD Projekt'in "Nasıl daha iyisini yapabiliriz?" sorusuna vermiş olduğu bir cevap niteliğinde. 



Bunun dışında oyuna Runeworld isminde bir mekanik eklenmiş durumda. Bu yeni özellik sayesinde üzerimizdeki eşyaları efsunlayabiliyoruz. Bu efsun işlemi sadece Tier 1 eşyalara yapılabiliyor ve işlem sonunda ekipman üzerindeki tüm ek özellikleri kaldırıyor ve size oynanışınızı direkt etkileyecek tek bir özellik sağlıyor. 

Hadi hepsini geçtim Hearts of Stone için eklenen yeni müzikler yine sizi alıp, götürüyor. Uzun zamandır dinlediğim en "özgün" soundtrack albümüne sahip olan Witcher 3, yeni ek paketle repertuarını hayli genişletiyor. Witcher 3 yılın oyunu olabilir mi bilmiyorum ama en iyi müzik ödülünü şimdiden aldı sayın. 

Oyunun en büyük eksi yanıysa Witcher sezgilerimizin ciddi manada aynı şeyleri yapmak üzerine oluşunda yatıyor. Ana oyunda pek göze çarpan bir durum değildi ama ek pakette şu sistemin üzerine birkaç küçük ekleme yapmalarını beklerdim. Hearts of Stone sağlam bir ek paket ama işin içinden hikayeyi çıkarıverdiğinizde oyuna kattığı tek şey "Runeword" sistemi. Diyorum ya içerik sağlam ama insan "Ek Paket" ibaresini gördüğünde ciddi değişiklikler bekliyor, yeni oyun mekanikleri ve etkinlikleri görmek istiyor.

Hearts of Stone yine de güçlü bir eklenti. The Witcher 3'ün harika dünyasına çarpık bir bakış açısı. Ama CD Projekt ne derse desin şu haliyle tam bir ek paket olmaktan çok, harika bir DLC konumunda kalıyor. Dedim ya son bölümdeki eleştirime bakmayın, Hearts of Stone, The Witcher 3 oyuncusunun alması, oynaması gereken, parasının hakkını sonuna kadar veren bir içerik.

SOMA (İNCELEME)

Hayat Belki de gördüklerinizden ve duyduklarınızdan ibaret değildir. Gerçek, bir gün ansızın yüzünüze tokat gibi vurulabilir.

 Saate baktığımda 01.23’ü gösteriyordu. Nihayet Soma adlı oyunu bitirdim ve kan çanağına dönmüş gözlerle yatağıma gittim. Ama inanılmaz bir macera yaşadığımı söylemeliyim. Gerilim dolu anlar, inanılmaz hikâyesi ve bende bıraktığı müthiş etki anlatılmaz, yaşanır. Hala yaratıkların o paslı, çürümüş koridorlarda peşimde olduğu endişesine kapılıyorum ve en küçük bir tıkırtı, kalbimi yerinden oynatıyor.


Soma adlı yapım her ne kadar korku oyunu olsa da, biz bunu duyduğumuzda hep o dramatik maden kazası aklımıza geliyor. Buradan bir kez daha hayatını kaybetmiş madencilerimize, baş sağlığı diliyorum.

Oyunumuza dönecek olursak, daha önce oyun dünyasına Amnesia: The Dark Descent gibi başarılı bir korku oyununu sunan Frictional Games, bu kez farklı bir atmosferi olan Soma oyunu ile bizleri buluşturdu. İlk çıkardıkları yapım da Penumbra olmuştu. Frictional Games’in yöneticilerinden Thomas Grip, “oyuna beş yıl önce başladıklarını ve ekibi zamanla üçe katlayarak bizlere iddialı bir proje sunduklarını” söylüyor ve ekliyor, “insanlar Soma’yı oynadıktan sonra üzerlerinde kalıcı bir etki olacak ve müthiş bir deneyim yaşayacaklar.” Gerçekten öyle mi olacak, hep birlikte göreceğiz.


Oyun içi yayınlanan görsellerde ve videolarda, uzayda geçen bir oyunla karşılaşacağımızı düşündük. Gerçekten de oyunun geçtiği yerler, tipik uzay üstlerindeki mekânları andırıyordu. Zaten yapımcılar bunu isteyerek böyle yapmışlardı ve oyuncuların üzerinde bu algıyı oluşturmuştu. Gerçek ise, tam ters köşe diyebileceğimiz bir durumdu. Macera bir uzay üssünde değil de, Kuzey Atlantik Okyanusundaki Denizaltı Araştırma Tesisinde geçiyor. Tesisin ismi PATHOS II. Farklı bir bilim kurgu oyunuyla karşı karşıyayız.

Bazen Sıradan Bir Gün Gibi Düşünürsünüz, Aslında İş Düşündüğünüz gibi Değildir.

Hikâyemizin kahramanı Simon Jarret, garip bir rüya görüyor. Rüyada bahsedilen kaza nedir, Simon’un neden başı kanıyor, bilmiyoruz. Rüyadayken cep telefonu aranıyor. Arayan David Munshi. Bu kişi Samon Jarret’i bir dizi beyin taramasından geçirmesi gerekiyor ve O’na verdiği şişedeki ilacı içmesini hatırlatıyor. Daha sonra kahramanımız Munshi’nin yanına gidecek ve beyin taraması gerçekleştirilecek. Buraya kadar her şey normal, beyin taramasından sonra Jarret, kendini oldukça farklı bir odanın içinde buluyor. Evet, burası okyanusun dibindeki PATHOS II tesisi. “Neden buraya geldik, biz aslında kimiz (normalde Toronto’da yaşayan sıradan bir kütüphane çalışanı) ve bu araştırma tesisinde neler dönüyor?” Oyun boyunca bu soruların cevabını bulmak için uğraşmamız gerekiyor. İtiraf edeyim, hikâye olarak çok etkileyici bir yapımla karşı karşıyayız. Olayların seyri ve görüp duyduklarınız, sizi oldukça fazla şaşırtacak.


Pathos 2’deki tesisler ve denizaltı o kadar etkileyici hazırlanmış ki, oyunun içine hapsoluyorsunuz. 


Adeta elinizde büyük bir puzzle var ve sizde her puzzle parçasını tek tek yerleştirerek, hikâyeyi öğreniyorsunuz. Pathos II tesislerinde, Catherine adında ki bir bayanla devamlı kontak halindeyiz. Oyun boyunca, bu kadın en büyük yardımcımız olacak.

Okyanusun karanlık sularında ki tesise adım attığımız da, gördüklerimiz karşısında etkilenmemek elde değil. Bir bakıyorsunuz farklı bir yaşam formuna döndürülmeye çalışılmış insanlar, duvarlara yapışmış canlı türleri, hayvan denekler, robotlar ve ürkütücü koridorlar. İlk yaratık karşınıza çıktığında, pek seçeneğiniz yok. Yani silahınız yok, üstelik çevredeki nesneleri yaratıkları öldürmek için kullanamıyorsunuz. Bunun dezavantaj olduğu kesin, yapımcılar bu şekilde, daha fazla endişe ve korku hissetmemizi istemişler. Yaratıklar sese karşı oldukça fazla duyarlı. Kapıları açmak için basmanız gereken düğmelere bile, iki kere düşünüp basmanız gerekiyor. Yaratık yakınlardaysa, hemen sesin geldiği tarafa geliyor. Bu yaratıklara biraz parantez açalım isterseniz. Bunlar genelde oldukça ürkütücü seslere sahip, yeni bir yaşam formatına döndürülmüş varlıklar. Ya da yapılan deneyler sonucu, kontrol altına alınamayan iler ki evrelerin farklı bir canlı türü olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik makinalarla insan vücudunu, bir şekilde kombine etmeye çalışmışlar. Zaten terminallerde gezerken, bu tür canlıların hala yaşadığına şahit oluyorsunuz. Oyun sizi o karanlık ve ürkütücü girdabın içine bir alıyor ve bir daha da asla bırakmıyor. Bunu öyle bir ustalıkla yapıyor ki, adeta gerilmekten ve heyecanlanmaktan zevk duyuyorsunuz. Girdiğiniz her odada çevreyi tedirginlikle inceliyorsunuz ve her şeye şüphe ile yaklaşıyorsunuz. İnanın oynarken, şöyle yeşilliklerin içinde güneşli bir gün görmeyi, o kadar çok istedim ki. Oyunu gece oynadığım için, kendimi kıra bayıra da atamadım.


Frictional Games çevre ile etkileşim içinde olabileceğimiz bir oyun yapmış. Çoğu eşyayı ve nesneleri hareket ettirebiliyoruz. Metal dolapları ve çekmeceleri açıp kapatabiliyoruz. Bunun dışında eşyalarla olan etkileşimimiz, onları havaya kaldırıp sağa sola atmaktan başka bir işe yaramıyor. Elimizde sadece omnitool adı verilen bir cihaz var. Bu cihaza çeşitli çipler yükleyip, bilgisayar terminallerine ulaşıyoruz ve aktif hale getiriyoruz. Aynı zamanda herhangi bir tesise girdiğimiz zaman, omnitool cihazımız deniz suyunu ortamdan boşaltıp kapıları açmamızı sağlıyor.
Yapımın sevdiğim yönlerinden birisi de; oyuncuyu çok iyi yönlendiriyor olması. Nerede ne yapacağınızı biliyorsunuz. Tabii bunun için etrafta bulduğunuz notları okumalı, Catherina’e kulak vermeli ve bilgisayar ve tablet ekranlarına bakmalısınız.

Simon Jarret’i kontrol etmek oldukça kolay. Klasik eğilme kalkma hareketi, koşma ve Q-E tuşlarına atanmış olan, kafayı yana doğru çıkarıp bakma hareketi dışında, etkileşime geçebileceğimiz eşyaları ekranda beliren ikondan anlayabiliyoruz. Jarret oldukça meraklı ve sürekli sorular soran, yeri geldiğinde küfürü basan bir karakter. Elbette kendisi hakkında bilinmeyen bir sürü şey var ve bunları açığa çıkarmakta size kalıyor.


Karanlık Okyanusun Dibi

Pathos II adlı su altı araştırma tesisi, okyanus dibinde ki onlarca terminalden oluşuyor. Biz de oyun boyunca tüm bu terminallere uğramak zorundayız. Grafik olarak gerek tesislerin içi, gerekse denizaltı ortamı mükemmel bir şekilde hazırlanmış. Okyanus dibinde ilerlerken, kendinizi denizin tabanında hissediyorsunuz. Etrafınızda balıklar, devriye gezen robotlar, ışıklı yol işaretleri, makine ve robot parçaları, ölmüş insan cesetleri vs. her şeyi etkileyici bir şekilde görebiliyorsunuz. Yalnız burada bir noktaya değinmek istiyorum. Okyanusun dibinde ilerlemek, bana çok sıkıcı geldi. Genelde, uzun bir yol kat etmek durumundasınız ve bu ağır yürüyüş tarzı hiçte hoş olmamış.

Karakterimiz, bir yaratık tarafından yakalanınca hemen ölmüyoruz. Oyun genelinde ikinci, hatta üçüncü bir şansımız oluyor. Ekran kararıp objeleri bulanık görüyoruz ve ağır aksak ilerlemek zorunda kalıyoruz. Bu bir yandan da bu durum, karakterimizin enerjisinin eksilmesine bağlı. Eğer etraftaki enerji hücrelerini bulamazsak, görüş alanımızdaki herşeyi bulanık görüyoruz. Jarret, bu enerji hücrelerine elini sokarak, kendi enerjisini tazeleyebiliyor.
Yapımdaki bulmaca türü olaylar genelde yardım almadan çözebileceğimiz türden hazırlanmış. Deneme yanılma yöntemiyle işin içinden çıkabiliyoruz. Keşke bulmacalar, daha fazla kafa yorucu olarak hazırlansaydı. Ey Amnesia! Kulakların çınlasın.

Gelelim Soma’nın en etkileyici yönüne; evet seslendirmeler, ortam sesleri ve oyun müzikleri harika, hatta mükemmel ötesi. Ses efektleri atmosferle o kadar bütünleşiyor ki, nasıl anlatayım adeta kendinizi oyunun içinde hissediyorsunuz. Ve gerilim anlarına kalbinizi attıran müzikler, o kadar dozunda veriliyor ki, ses ekibini alkışlamamız gerekiyor. Karakter seslendirmeleri, profesyonel ses sanatçıları tarafından hazırlanmış. Simon Jarret’i seslendiren isim ise Jared Zeus. Belki de kahramanımızın ismi seçilirken, bu ses sanatçısı ilham oldu, ne dersiniz? Catherina’i de Nell Money seslendirmiş.


Soma’nın En Etkileyici Yanı, Karakter Seslendirmeleri ve Gerilimi Daha da Tetikleyen Müzikleri.

Amnesia: The Dark Descent oyunundan sonra, korku öğelerinin daha etkileyici bir şekilde Soma’da kullanılacağını düşünmüştüm. Yapımda korku teması ne yazık ki, Amnesia’da ki gibi yoğun bir şekilde sunulmamış. Tesislerdeki koridorlarda ve denizin dibinde birkaç yaratıkla karşılaşıyoruz. Birde, oyunun son bölümünde gerildiğimiz anlar var (fazla spoiler vermeyeceğim). İsterdim ki yaratıklarla daha sıcak temas sağlayalım, ya da ansızın karşımıza çıksınlar ve bizi şok etsinler isterdim. Yaratık modellemelerini de, pek beğendiğim söylenemez.

Oyun boyunca, karşılaşacağınız bazı anlar olacak ve bu anlarda ciddi kararlar almanız gerekiyor. Aldığınız bazı kararlar dramatik sonlarla neticelenecek. Doğal olarak bu anlarda, duygusal çöküntüler yaşıyoruz. Böyle anlar, oyuna ayrı bir hava katıyor.


Hikâyenin sonu çok etkileyici, hele son sahneyi hiç beklemiyordum. Oyunun sonuna gelince, bana hak vereceğinize eminim. Soma’yı bitirip yeniden başladım. Bunu yapmamda ki sebep, ikinci kez oynamamız için bir neden var mı, sorusuydu. Mesela Jarret’in odasındayken çekmecede bulduğum ilaç, ikinci kez, banyo dolabındaydı. Omnitool cihazını aldığım odada yaratık yoktu, ikinci oynayışımda odadan yaratık çıktı ve bazı şifreler değişiklik gösteriyor. Yani işin aslı, ikinci kez oynamak için pek bir nedenimiz yok.

Frictional Games, bizi okyanus dibindeki tesislerde heyecanlı, dramatik ve birazda ürkütücü bir yapımla buluşturdukları için teşekkürlerimi sunuyorum. Korku öğeleri keşke biraz daha fazla olsaydı, ama bu açığı hikâyesi ve oyun içi müzikleri ve karaktere seslendirmelerindeki başarılarıyla kapattıklarını söylemeliyim. Gerçi Thomas Grip, Amnesia tarzı bir korku oyunundan daha çok, farklı bir hikâyesi olan bilim kurgu türü oluşturduklarını söylüyor. Yapımcı firmanın bundan sonraki projesi ne olacak merakla bekleyeceğim.
Alıntı : http://www.merlininkazani.com/Soma-oyun_inceleme-84346p1.html
 
En kaliteli siteler burada! Site Ekle - Toplist #0# - site ekle